Paylaş|

"ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ )

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
YazarMesaj
fatmannur
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 202
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 238
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 19/08/10
<b>Nerden</b> Nerden : İSTANBUL
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : EVVEET ARKADAŞLAR HERKESE MERHABAAA!!!!
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Ptsi Mart 11, 2013 7:33 am Paylaş

6. BÖLÜM


“N’olur…”

Bana bu lafı ettiğinde hiçbir şey demeden başımı iki yana sallayıp arkamı dönüp gidiyorum. Merdivenleri çıkıyorum. Bu esnada Ekrem ayağa kalkmaya çalışıyor ama yere seriliyor. O’na yardım etmeye gitmiyorum. ‘nasıl olsa yardım edeni var!’ diye düşünüyorum. Arkama yan gözle bakınca haklı olduğumu görüyorum. Daha çok sinirliyorum. Odama giriyorum ama bu sefer kapıyı çarpmıyorum. Bu kez sinirim benim mantıklı düşünmeme sebep oluyor. Kendime sorulması gereken soruları soruyorum…

Ekrem’in karısı kim?
Ben.
Ekrem’e ‘sevgilim’ demeye hakkı olan kim?
Yine ben.
Bu evde oturmaya hakkı olan kim? ...
Ben ve Zeynep eşit olabiliriz.
Gitmek gibi bir seçeneğim var mı?
Olabilir.
Peki gidip de meydanı bu Şirret’e bırakacak mıyım?
HAYIR!

Karar veriyorum. Burada kalıyorum. Mademki Ekrem Bey beni evliliğe ve burada kalmaya zorladı. O halde burada sevgilisiyle aşk anları yaşamalarına izin vermeyeceğim. Hatta onlara hayatı zehir edeceğim. Zeynep Hanım da buradan koşarak kaçmak zorunda kalacak. Neredeyse Zeynep’in bir zamanlar benim candan arkadaşım olmasına seviniyorum. Sonuçta bana tüm sırlarını ve ‘korkularını’ açtı. Bu benim tabi ki işime yarayacak. Onları mahvedeceğim.

Tabi Ekrem de bu intikamdan nasibini alacak. O’na, bana çektirdiği acıları çektireceğim. Bunu nasıl yapacağımı o an bilemiyorum ama bunu eninde sonunda yapacağımı biliyorum. Ama önceliğim beni sırtımdan vuran arkadaşım Zeynep…




***



Akşamüzeri aşağı iniyorum yemek yapmak için. O zamana kadar odamda planımı iyice düşünüyorum. Ve artık eminim. Yapacağım bunu. Her ne sonucu olursa olsun. Hepsine razıyım. O k*ltağın korktuğunu görmek istiyorum.

Ama Ekrem konusunda hala kararsızım. Düşünüyorum ama aklıma bir türlü bir şey gelmiyor. Neyse, diyorum ve o intikam meselesini arkaya atıp, Zeynep’in meselesini ön tarafa alıyorum. Mutfağa giriyorum, ortada kimsenin olmadığını görünce gülümsüyorum. Çünkü Zeynep yemek yapma konusunda çok beceriksizdir. Yumurta dahi kıramaz. Ya da o kırsa bile başkaları yiyemez. En azından onun yemeklerini birinin yiyebildiğini ben görmedim. Hemen yemek yapmaya başlıyorum. Evden iki hafta çıkmayacağımızı düşünen ailelerimiz en az iki-üç haftalık erzak depolamışlar eve. Bu rahatlıkla canımın çektiği iki çeşit yemek yapıyorum. Biri karnıyarık diğeri bulgur pilavı. Yemek yaparken bir yandan da elimdeki telefondan arkadaşım Salih’i arıyorum.

“Alo Salih…”
“Efendim Sevil?”
“Senden bir iyilik isteyecektim.”
“Tabi Sevil, senin isteğin benim için emirdir.”
“hıhıı, Salih, eğer evli olmasaydın ve karını sevdiğini bilmiyor olsaydım, bu laflarından etkilenebilirdim.”
“Sevil, böyle deme, biliyorsun, Aynur olmasaydı sana evlenme teklif edecektim.”
“Ah çok mesut oldum şu an(!)”
Salih gülüyor, “tamam tatlım, neden aramıştın?”
“Bana şu haşerelerinden biraz getirebilir misin?”
“hangilerinden?”
“hamam böceği varsa ondan.”
“Tamam canım da neden?”
“ya bir işim var, sen getiriyor musun?”
“evet dedim ya, nereye adresi ver…” adresi veriyorum.
“Tamam, 10 bilemedin 15 dakikaya elinde. Başka bir isteğin var mı?”
“Yok Salih, sağ ol. Bana zaten yeterince yardımcı oldun. Çok sağ ol.”
“ne demek. Her zaman.”
“Görüşürüz.”
“Görüşürüz.” Ve telefonu kapatıyor.

On iki dakika sonra kapı çalıyor, ben kimse açmadan hemen kapıya gidiyorum, geçerken bakıyorum, zaten salonun kapısı kapalı. Omuz silkiyorum. Keyfim yerinde. Onların yüzlerine pek de meraklı değilim yani. Kapıyı açıyorum, genç bir çocuk paketi bırakıp gidiyor. Paramı da geri çeviriyor, Salih’in zaten bir şey almayacağını bildiğimden tebessümle karşılık veriyorum. Çocuk gidince, paketle beraber mutfağa geçiyorum. Önce yemekten kendi yiyeceğim kadarını ayırıyorum, sonra tencerede kalan yemeğe hamam böceklerini boşaltıyorum. Yüzümde şeytani bir sırıtışla tepsimi alıp odama çıkıyorum.

Yemeğimi yerken düşünüyorum, acaba kaç dakika sonra o ulu sesi duyacağım. Yemeğin kokusunun yayılması beş dakika desek, o salağın tabakları bulması iki dakika, koyması da bir dakika, yemeği yemeye başlayıp hamam böceklerini görmesi –ya da yutması, ki benimde dileğim bu yönde- bir dakika. 9-10 dakikaya tamam. Bakıyorum saate 7 dakika olmuş. Hesaplarım doğru çıkıyor ve o ulu ses iki dakika sonra duyuluyor.

“Aaaaaaaayyyyyyyyyyyyyyyyyyy!!!”

Ve ben kahkaha atmaya başlıyorum. Ben gülmeye devam ederken aşağıdan bir de kusma sesi geliyor. ‘demek ki yuttu bir de.’ Diye düşünüyorum. Ve daha sesli gülmeye başlıyorum. Benim gülmem bitince evi dinliyorum, sessizliği ayak sesleri bozuyor, biri merdivenleri hırsla çıkıyor. Bu Ekrem olamayacağına göre… kapının koluna asılıyor Zeynep, ama neyse ki ben akıllılık edip kapıyı kilitlemiştim. Kapının kilitli olduğunu anlayınca daha sert asılıyor ve
“Aç şu kapıyı seni salak! Aç da ağzını burnunu kırıyım!” bu lafları her ne kadar beni sinir etse de açmıyorum kapıyı, çünkü şu aralar planlarımda onu dövmek yok. Ne kadar da o benden kilolu olsa, ben ondan daha güçlüyüm, bunu bilmemin ve bundan emin olmamın sebebi, ikimizin de tekvandoya gitmiş olmamız ve benim onu yarışlarda sürekli yeniyor olmam. Ama o bir türlü bunu kabul edemez.

Zeynep biraz daha kapıyı yumruklayıp gidiyor. Giderken hala öğürdüğünü duyuyorum ve bu benim moralimi yerine getiriyor. Bu moralle yatağa yatıyorum. Dışarıyı izliyorum biraz. Dışarıda yağmur bağırdaktan boşanırcasına yağıyor. Yağmuru izlerken uyuyakalıyorum.



Telefonumun çalmasıyla uyanıyorum, arayan Cihan.

Uykulu bir sesle, “Alo?” diyorum,
“Alo? Sevil? Beni duyabiliyor musun?” sesi telaşlı geliyor. Bu telaşlı ses üzerine ayılıyorum ve yatakta doğruluyorum. Cihan benim Ekrem den önceki sevgilim. Onu hiç öyle telaşlı görmeyen ben, onun sesini böyle telaşlı duyunca tedirgin oluyorum.
“ne oldu Cihan? Neden böyle telaşlısın?”
“soyuldum Sevil, bu yağmurda parasız dışarıda kaldım, evim buraya çok uzak. Ben de sizin evin önüne geldim, aşağıya gelir misin?”
Ben telaşla üzerimdeki yorganı atıp, aşağı, dış kapıya gidiyorum. Yanıma cüzdanımı da alıyorum. Büyük ihtimal borç istemeye gelmiştir diye. Kapıyı açınca Cihanı görüyorum, sırılsıklam, titriyor, iki büklüm ayakta durmaya çalışıyor.

“Cihan?..”

Ve Cihan yere yığılıyor…


6. BÖLÜM SONU

Arkadaşlar, inşallah beğenirsiniz. Kusuruma bakmayın beklettim sizi ama taşınmanın üstüne bir de okul geldi. Yetişemiyorum her şeye. Lütfen yorum yapın. Sizi seviyorum. Hepiniz öpüldünüz… 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
.Öykü.
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 263
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 274
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 26/04/12
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : maNga
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Cihan

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Ptsi Mart 11, 2013 10:22 pm Paylaş

Çok beğendim. =)

Kim bilir daha neler yapacak o cadıya , aman yapsın yapsın ellerine sağlık. ^^

Yeni bölümü bekliyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
fatmannur
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 202
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 238
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 19/08/10
<b>Nerden</b> Nerden : İSTANBUL
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : EVVEET ARKADAŞLAR HERKESE MERHABAAA!!!!
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Salı Mart 12, 2013 4:28 am Paylaş

En kısa zamanda ayarlamaya çalışacağım. Ama lütfen yorum yapın. Yorumsuz tadı çıkmıyor. Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mavi Kelebek
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 114
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 113
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 08/08/12
<b>Nerden</b> Nerden : Geldiğini bileceksin.
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : Maviş <3
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Ekrem

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Salı Mart 12, 2013 6:54 am Paylaş

Ohhh!!...İyi oldu Zeynep,cadısına...Canıma değsin.
Cihan'ın gelmesiyle Ekrem kıskançlık krizlerine girecekmiş gibi geliyor.
Ellerine sağlık.Bölüm çok güzel olmuş.
Yeni bölümü heyecanla bekliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
fatmannur
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 202
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 238
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 19/08/10
<b>Nerden</b> Nerden : İSTANBUL
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : EVVEET ARKADAŞLAR HERKESE MERHABAAA!!!!
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Salı Mart 12, 2013 11:35 pm Paylaş

7. BÖLÜM



“Cihan?”


Cihan’ın yığıldığını gören ben, o yere varmadan tutuyorum onu. Diz çöküp, yüzünü avucuma alıp ona sesleniyorum.

“Cihan? Cihan beni duyuyor musun?” Cihan gözlerini kırpıştırıyor.
“Sevil..? N’oldu bana?”
“Bayıldın kaya, bir şeyin yok.” ‘kaya’ kelimesi, onunla sevgili olduğumuz zamanlarda ona verdiğim lakap. Bunun sebebi kaya kadar sert bir vücudunun olması. Çocukta kas haricinde bir gram yağ bulamazsın. En azından ben bulamamıştım.
Yavaşça toparlanıyor ama hala titriyor. Bunu gören ben, hemen onun kolunu omzuma alıp kaldırıyorum ve içeri alıyorum. Salona götürüyorum. Bir koltukta Ekrem uyuyor. O’nun karşısındaki koltuğa Cihan’ı yatırıyorum.
“Üstün çok ıslak. Bekle de sana Ekrem’in kıyafetlerinden vereyim.” Diyorum ve odaya çıkıp Ekrem’in dolabından, iç çamaşırı ve gecelik getiriyorum. Salona döndüğümde Cihan’ı uyuklar vaziyette buluyorum. Tebessüm edip yanına gidiyorum.
Sarsıyorum O’nu. “Cihan? Hadi kalk da üstünü değiştir. Böyle daha fena olursun. Hadi.” Sırtından destek oluyorum. Sırtını koltuğa dayayınca arkamı dönüp gidiyorum. Kapıdan çıkacakken Ekrem’in sorgulayan bakışlarıyla karşılaşıyorum. O’na omuz silkip odadan çıkıyorum. Mutfağa gidip bir tavuk suyuna çorba yapıyorum.

On-on beş dakika sonra içeri giriyorum. Cihan üzerini giyinmiş, koltuğa tekrardan uzanmış. Ona gülümsüyorum ve getirdiğim çorba tepsisini önüne sehpa çekip koyuyorum.

“Bu ne?” diye soruyor.
“Tavuk suyuna çorba yaptım sana. Şifayı kapmışsın.”
“hayır canım ne a…a…hapşüuuuu!”
“Çok yaşa. Bak gördün mü, nasıl da hapşüruyorsun!” gülümsüyorum. Cihan da gülüyor ve çorbayı içmeye başlıyor. Benim vücudum Cihan’a dönük olduğundan Ekrem’e ters oturuyorum ama O’nun keskin bakışlarının bende yarattığı tedirginlik ve nefes alışının hızından, sinirlendiğini anlıyorum. Sonra kendi kendime omuz silkiyorum. O’nu ilgilendirmez, diye düşünüyorum.
“Çok güzel olmuş Sevil. Eskiden senin bu kadar maharetli olduğunu bilmezdim.”
“Seninle çıkarken daha on sekiz yaşındaydım. Şimdi ise koskoca bir kadınım.” O’na göz kırpıyorum. Aslında böyle cilveleşmem kimseyle ama o an, Ekrem’i sinir etmek için her şeyi yaparım. Ve arkadan gelen Ekrem’in sinirle derin bir nefes almasının sesi, zafere ulaştığımı gösteriyor. Bu arada Cihan’a sinyal vermiş gibi oluyorum ama o bunu atlatır, diye düşünüyorum.
“Yukarıdaki odaya taşıyalım seni. Benim odamın yanındakine. Eğer gece ateşin falan çıkarsa, sana bakmam kolay olur. Hem eğer su falan istersen de seni kolay duyarım. Hadi sen çorbanı bitir. Hallederiz.”
Cihan çorbasını bitirince, O’nun yukarı çıkmasına yardım ediyorum. Hala ayakta zor duruyor. Ama titremesi durmuş. Benim yanımdaki odaya çıkınca, yapılı yatağa yatmasına da yardım ediyorum. Üzerine yorganı örtünce.
“rahat mısın böyle?”
“Evet… Sevil, özür dilerim.”
“ne için?”
“burada, Ekrem’le balayındasınız ve ben resmen daldım.”
“yaa değil mi, ne balayı ama…”
“Ne demek istiyorsun?”
“… Hiç, boş ver.”
“Sende bir şey var ama anlarım ben eninde… Sonunda.” konuşması bir esnemeyle bölünüyor. Cümlesini bitirdiğindeyse gözlerini kapatıyor. Biraz sonra yavaş yavaş horlamaya başlıyor. Ben de ses yapmamaya dikkat ederek çıkıyorum odadan ve aşağıya, mutfağa iniyorum. Kap kaçağı yıkıyorum. Ekrem’in sesi geliyor salondan. Beni çağırıyor. İstemeye istemeye gidiyorum, belki de bir şeye ihtiyacı vardır. Şu aralar Zeynep Hanım ortalarda görülmüyor. Herhalde o hamam böceklerinden sonra midesini toparlayamamıştır, diye düşünüyorum. Gülümsüyorum. Yüzümde bu tebessümle Ekrem’in yanına gidiyorum.
“Evet?” diyorum.
“Ne evet? Asıl benim sana sormam gerekir, evet? Ne oluyor? O’nun burada ne işi var?”
“neden? Yoksa yasak mı? Oysa ki, ben böyle bir yasağın olmadığını düşünüyordum. Sonuçta sen eve istediğin kişiyi alabiliyorsun.”
“Ama o senin eski sevgilin!!!”
“ah tabi ya, Zeynep senin dünya ahret bacın zaten değil mi?”
“Benimle dalga geçme Sevil, biliyorsun, sen de duydun, bu evden istesem de kovamam onu ben. Burası onun da evi…” sözünü kesiyorum.
“aynı zaman da burası benim de evim. Ve ben Cihan burada kalacak diyorum. İstersen karşı koymaya çalış.”
Burnumu havaya kaldırıp arkamı dönüyorum ve kararlı adımlarla salondan çıkıyorum. Çıkarken Zeynep’le karşılaşıyorum. Beni omzumdan itip geçiyor ve salona giriyor. Takmıyorum. Ama merdivenlerden çıkarken yine onun ağzından ‘sevgilim’ lafını duyuyorum ve sinirden küplere biniyorum. Merdiveni kırarcasına yukarı çıkıp kapıyı çarpıyorum. Ses o kadar yüksek geliyor ki, Cihan uyanıp, bana sesleniyor. Yanına gidiyorum.
“Efendim?” diyorum kabaca.
“hooov, sakin ol şampiyon. Ne oldu sana böyle? Kapı baca indiriyorsun.”
“hiç!”
“Hadi Sevil, anlat ne olu?”
“…” Emin olamıyorum. Tereddüt ediyorum ama o kadar sinirliyim ki, birine açılmazsam öleceğim gibi hissediyorum. Ve açılıyorum…

Cihan beni çok ciddi bir biçimde dinliyor. Şu son yaşanan ana kadar her şeyi anlatıyorum. Bittiğinde yanağımdaki ıslaklığı fark ediyorum ve şaşırıyorum. Hemen toparlanıp cihana ciddi gözlerle bakıyorum ve,
“Senden bir şey isteyebilir miyim?”
“tabi ki. Ne istersen.”
“Burada kalır mısın? Burada, bu canilerle beni yalnız bırakma.”
“… Sevil, bilemiyorum…”
“hadi ya Cihan, n’olur…” onun elini tutuyorum. Hemen yumuşuyor.
“hımm… tamam, olur.”
“pekala, önce plan yapalım. Burada kuru kuru kalmayacaksın herhalde. Onlardan intikam almama yardım edeceksin. Anlaştık mı?”
“off Sevil ya, başıma neler açtın.”
Onu öpüyorum. “Harikasın!”
Utanıyor. “Tamam hadi, uzatma. Unutma ki, ben hastayım ve uyumam lazım.” Ve yatıyor. Bende odama gidiyorum ve yatıyorum.

***


Geceleyin dört beş defa uyanıp Cihan’a bakmaya gidiyorum. Ateşinin bir ara yükselmesiyle telaşa kapılsam da, annemden öğrendiğim tekniklerle hemen düşürüyorum ateşini. Ve sabaha karşı anca uykuya dalabiliyorum.

***


Sabah kalkıyorum. Önce Cihan’a bakıyorum. Uyuduğunu görünce mutfağa iniyorum. Ama girince ne kadar büyük bir hata yaptığımı anlıyorum. Masada Zeynep ve Ekrem yemek yiyor. Ne kadar sarsıldığımı göstermemeye çalışarak buzdolabına yöneliyorum. Yumurtalardan 4 tane alıp çırpıyorum. Omlet yapıp, hazır ettiğim tepsiye koyuyorum. Tüm bu işlemler esnasında Ekrem’in bakışlarını üzerimde hissediyorum. Ama takmamaya çalışıp tepiyle oradan ayrılıyorum. Yukarı çıkıp Cihan’ın odasına giriyorum ve tepsiyi kenara bırakıp onu uyandırıyorum.
“Günaydın!” diyorum sıcak bir tebessümle. O da aynı şekilde cevap veriyor. Ve kahvaltımızı yapıyoruz. Bitince tepsiyi aşağıya bırakmaya gidiyorum. Bu sefer mutfak boş. Tepsidekileri yerleştirip mutfağı toparlayınca tekrar yukarı çıkıyorum. Cihan’ı giyinmiş buluyorum. Düne nazaran çok daha iyi ve güçlü görünüyor. Kaslı vücuduna bakıp iç çekiyorum. Keşke O’na aşık olabilseydim. O eminim ki Ekrem’den daha bağlıdır sevdiğine. Ama ben ne yaptım? Gittim Ekrem’e aşık oldum ve O bunu hiç hak etmedi. Bana yaşattıkları da artı. İç çekip yandaki koltuğa çöküyorum.

Bunu gören Cihan beni neşelendirmek için, “Sevil, dün konuştuğumuz listeyi yaptın mı?” diye soruyor. Arka cebimdeki listeyi çıkarırken keyfi biraz yerine geliyor.
“hepsi burada değil mi?”
“Evet burada.”
“güzel.” Listeyi inceliyor. Yüzünde bendekinin aynısı o sinsi gülümseme. Çünkü elindeki listede Zeynep’in korktuğu, tırstığı, iğrendiği ne varsa yazıyor. İyice inceledikten sonra bana bakıp.
“Hadi başlayalım” diyor
“Hadi başlayalım.”


7. BÖLÜM SONU


Arkadaşlar bundan sonra biraz ara vermem gerekecek. Çünkü taşındığımız evde internet yok daha. Bu bölümleri amcamın evinden yolluyordum. Ama en kısa zamanda bir çaresini bulup yazacağım ve göndereceğim. İnşallah beğenirsiniz. Hepinizi öpüyorum. 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
müge
Deneyimli
Deneyimli
avatar
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 1719
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 1694
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 09/09/10
<b>Nerden</b> Nerden : İSTANBUL
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : sevmek kolay aşk zor
MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Salı Mart 12, 2013 11:54 pm Paylaş

çok güzel olmuş canım harika tamam canım sen fırsat buldukça yaz biz bekleriz hayırlı olsun canım :D
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tuba9191
Deneyimli
Deneyimli
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 1460
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 1399
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 06/09/10
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Secilmedi

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Çarş. Mart 13, 2013 8:55 am Paylaş

müge demiş ki:
çok güzel olmuş canım harika tamam canım sen fırsat buldukça yaz biz bekleriz hayırlı olsun canım :D
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
.Öykü.
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 263
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 274
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 26/04/12
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : maNga
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Cihan

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Perş. Mart 14, 2013 3:15 am Paylaş

Dört kişilik balayı mı olur ya? =D =D

Yine de Cihan'ın gelmesi iyi oldu..

Zeynep cadısını çok şey bekliyor sanırsam. ^^

Yeni bölümü bekliyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mavi Kelebek
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 114
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 113
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 08/08/12
<b>Nerden</b> Nerden : Geldiğini bileceksin.
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : Maviş <3
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Ekrem

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Perş. Mart 14, 2013 8:04 am Paylaş

İntikam planı başlıyor.
Sabırsızlıkla bekliyorum.
Zeynep cadısı arkasına bakmadan kaçarak uzaklaşacak o evden.
Neden Zeynep'in de evi ki?
Ne alaka yani?scratch
Ellerine sağlık.
Çok güzel olmuş. Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
fatmannur
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 202
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 238
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 19/08/10
<b>Nerden</b> Nerden : İSTANBUL
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : EVVEET ARKADAŞLAR HERKESE MERHABAAA!!!!
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) C.tesi Mart 16, 2013 7:40 am Paylaş

8 BÖLÜM














Bir plan oluşturmamız gerektiğini
biliyoruz ve en kısa ve özünden bir plan oluşturuyoruz. Plan belli zaten.
Zeynep Hanım’ın korktuğu şeyleri onun üzerinde kullanmak.










1. GÜN (KARANLIK KORKUSU)






Plan açık. Akşama kadar Cihan’la
oyalanıyoruz. Akşam olunca etraftaki tüm mum, fener ve çakmakları, yani aydınlatıcı
aletleri, kaldırıyoruz, etrafta onların işine yarayacak hiçbir şey
bırakmıyoruz. Ve her şey tamam olunca da beklemeye başlıyoruz.






Ve akşam oluyor.





Öncelikle etrafın alacakaranlık olmasını
bekliyoruz. Olunca da, Cihan salona gidiyor, telefonlarını almak için. Ekranın
ışığından yararlanmamaları için buna mecburuz. Tamamen karanlık olsun istiyoruz
çünkü. O telefonları cebine koyup benim yanıma geliyor. Yani bodruma. Şalterler
orada. Bana onay verince şalterleri indiriyorum ve yine o ulu ses duyuluyor.
Ama o da ne, ardından da Ekrem feryat figan bağırıyor. Ben hemen anlıyorum
durumu. Korkan Zeynep, Ekrem’in hala acıyan bacağına oturuyor ve mutlu son. Ben
ikisinin de acı çektiğini düşündükçe gülüyorum. Benimle aynı anda aynı şeyleri
düşünen Cihan da patlatıyor kahkahayı. İkimizde gülüyoruz. Ekrem’in aşağı
bodruma inme gibi bir şansı yok ayağından dolayı. E Cihan’da ortalarda yok.
Zeynep Hanım, kendi başının çaresine bakmak zorunda. Tabi böyle bir şey de
Zeynep için geçerli olamayacağından, anca elektriğin gelmesi için dua edebilir.






Bu kadar acımasız olabileceğimiz hiç
aklıma gelmezdi. Ama öyleymişiz. Acımasız. Tam yarım saat ışıkları açmıyoruz.
Artık Ekrem ‘Sevil!’ diye bağırınca mecbur kalıyoruz. Biraz bekleyip yukarı çıkıyorum.
Ben yukarıda yönümü bulmaya çalışırken, Cihan, aynen planladığımız gibi
ışıkları yakıyor. Gördüğüm manzara karşısında neredeyse gülecekken kendimi
tutuyorum. Zeynep, Ekrem’in sağlam bacağına tutunmuş titriyor. Ama komik olan
kısmı bu değil, Zeynep’in altındaki ıslaklık. Bunu benim fark ettiğim gibi
yanıma gelen Cihan’da fark ediyor. Ama o kendini biraz suçluyor sanırım çünkü kasılıyor.
Beni dürtüp, yardım et, gibisinden bakış atıyor. Bende oflayıp Zeynep’in yanına
gidiyorum. Kalkması için koluna dokunuyorum. Sanırım fazla ileri gitmişim
gerçekten, diye düşünüyorum. Onu kaldırıp bana tutunsun diye elini koluma
sarıyorum. Yavaşça merdivenlere gidiyoruz. Dört-beş basamak çıkmışken bir anda
Zeynep beni yere itiyor. Hızla yere kapaklanıyorum. Ama omzum haricinde pek bir
yerim acımıyor. Zeynep ise beni ittikten sonra koşarak yukarı, odasına çıkıyor.
Benim düştüğümü duyan Cihan koşarak yanıma geliyor ve beni yavaşça kaldırıyor.
Ben O’na sertçe bakıyorum ama kolumun acısıyla yüzümü buruşturuyorum. Beni
salona götürüyor. Beni gören Ekrem telaşla ayağa kalkıp, sağlam ayağına
yüklenerek yanıma geliyor ve bana sarılıyor. Onun yakınlığıyla kendimden
geçiyorum. Ben de O’na sarılıyorum. Cihan’ın gittiğini, bizi yalnız bıraktığını
sonradan anlayacağım, şimdilik sadece Ekrem var. Ve ona sarılmanın verdiği
güven.






“Ne oldu?” diye soruyor, dudakları
alnımda, yavaş yavaş gezdiriyor, öpmüyor.



“Zeynep, beni merdivenlerden itti. Mühim
bir şey deği…” sözümü sertçe kesiyor.



“Ne demek, ‘beni itti’? Seni
merdivenlerden mi itti o aşüfte?”



“hah, aşüfte? Demek O’na hakaret de
edebiliyorsun. Sevgilin hakkında böyle şeyler söyleyebilmen de ayrı bir konu
yani.”



“O. Benim. Sevgilim. Falan. Değil.” diyor
tane tane ve dişlerini sıkarak.



“Buna inanmamı mı bekliyorsun? Onunla
Seni gördüm. Sana sordum ve sen sadece sustun…”



“Bana inanmalıydın. Beni öyle bir durumda
yakalamış olsan bile benim sana ihanet etmeyeceğimi bilmen lazımdı. Senden
başkasını sevemeyeceğimi, senden başkasını öpemeyeceğimi-bu arada parmaklarını
dudaklarımda gezdiriyor-, senden başkasına dokunamayacağımı-eliyle tüy gibi bir
dokunuşla kollarımı okşuyordu- bilmen lazımdı.” Dudaklarını dudaklarıma
yaklaştırıyor ve tam değecekken durduruyor kendini. Gözlerimin içine bakıyor.
Benden izin istiyor belli. Bende bunun karşılığında kollarımı boynuna dolayıp
dudaklarımı dudaklarına kapatıyorum. Aynı mükemmel uyumla öpüşmeye başlıyoruz.
Ama bu seferki öpüşme de ayrı bir şey var. Bir güven sözleşmesi. Bir aşk
sözleşmesi. Nefessiz kalınca ayrılmak zorunda kalıyoruz. Ayrılınca fark
ediyorum Ekrem’e yapıştığımı. Ne zaman bu kadar sıkı sarıldık birbirimize hiç
hatırlamıyorum. Alnını alnıma dayıyor. Nefesi yüzümü yalıyor. Sık nefesleri
arasından bana gülümsüyor. Ben de aynı şekilde karşılık veriyorum. Ama hala sorulması
gereken sorular var. Ciddileşiyorum.






“Mademki O senin sevgilin değil, onunla
hiçbir şey yaşamadın. Neden sizi yakaladığım gün, ikinizde yarı çıplak ve
sarmaş dolaştınız?”






Ekrem derin bir nefes alıyor ‘ya sabır!’
dermiş gibi. “bak, sana anlatamayacağım şeyler var. Ama şu kadarını
söylemeliyim ki, O’nun sevgilisi ben değildim. Yalnızca O, o dükkânda bir şey
bulamayınca başka dükkânlara merak saldı ve buradaki ‘başka dükkan’ da ben
oluyorum. Ama hiçbir kazanç sağlayamadı. O gün, bizi senin değiminle yakaladığın
gün, ben havuza girmiştim, O da gireceğini söyledi. Biraz yüzdükten sonra ben
çıktım. Seninle buluşacağım için hazırlanmam gerekiyordu. Ben çıkınca O da
çıktı ve bir anda ağlamaya başladı, ben ‘N’oldu?’ diye sorunca hemen sarıldı, Vatuz
balığı gibi yapıştı resmen. Ama ağladığı için bir şey de diyemedim. Bana tüm
olan biteni anlattı. Ben de onu elimden geldiğince sözlerimle yatıştırmaya
çalıştım. Biraz sakinlemişti ki sen geldin. Bizi öyle sarılmış yarı çıplak
görünce sinir krizi geçirdin, bense sadece dinledim seni. Sana çok kızmıştım. Bana
böyle iğrenç bir suçlamayı yakıştırdığın için. Ailem zaten gerçeği biliyordu.
Benim arkamda oldular ve seni evliliğe zorladık.” Dikkatle dinliyorum onu, ama
bu hikâyede bazı tutarsızlıklar var. Kaşlarımı çatıyorum ve sorularımı bir
nefeste sıralıyorum.






“O’nun bir sevgilisi olduğunu
bilmiyordum, kimmiş sevgilisi? Hem sen ne alakasın bu hikâyede? Dükkân derken
zengin koca mı demek istedin? Hem mademki senin sevgilin değil, sana ‘sevgilim’
diyebilme cesaretini nereden buluyor. Ayrıca bu ev neden ikiniz üzerine?”






“önce bir dur, derin bir nefes al.
Bunları sana özellikle anlatmadım. Çünkü bunlar ailevi…”






“demek ‘ailevi’. Çok güzel, çok sağ ol.
Şu an sayende yerimi de öğenmiş olduk. Bu konu aile içindeyse ben kimim Ekrem?
Dış kapının dış mandalı mı?”






“öyle demek istemediğimi biliyorsun.”





“ben ne bildiğimi bilmiyorum Ekrem. Artık
hiçbir şeyden emin değilim.” Ona sarılı kollarımı çözüp ondan uzaklaşıyorum.
Bunu fark eden Ekrem.






“Özür dilerim Sevil. Öyle demek istemedim.
Düşünmeden konuştum. Gerçekten özür dilerim… Tamam söyleyeceğim. Tüm gerçekleri
anlatacağım sana. Lütfen.”



Ben biraz üzgün moddan çıkar gibi
oluyorum.






“Pekala, seni dinliyorum.” Sesim hala
soğuk ve uzak.






“lütfen sevil, uzatma, yanlışlıkla oldu,
özür dilerim.”






“Tamam, tamam, hadi anlat, merak ettim.”
Sesim biraz daha canlı çıkıyor.






“Zeynep aslında evli biriyle sevgiliydi.
Ve bu kişi bizim aileden”






“kim peki?”





“BABAM…”





Ekrem’in söylediği kişi kulaklarımda
uğulduyor.



Konuşamıyorum. Resmen dilim tutuluyor.
Cengiz babanın böyle bir şey yapabileceği aklımın ucundan dahi geçmezken,
hayatımı mahvettiğini düşündüğüm meselenin tam ortasında beliriyor. Yüzüm
bembeyaz kesiliyor. Konuşamayacağımı düşünsem de, ağzımdan “Anlat, her şeyi
anlat.” Lafı çıkıyor.



Ve Ekrem başlıyor anlatmaya…





“Babamla Zeynep’in birlikteliği iki yıl
önce başlamış. Zeynep, babamın tekliflerine ret cevabı verse de, en sonunda
babamın ısrarlarına dayanamayıp kabul etmiş. İlişkileri Zeynep’in tahmininden
daha güzel gitmeye başlamış ve bu ilişkiyi sürdürmeye karar vermişler. Bana
gelip ağladığı günden bir gün önce ayrılmışlar. Daha doğrusu babam terk etmiş.
Bunu gururuna yediremeyen Zeynep’te babama yaklaşmak için beni kullanmayı
amaçlamış. Aslında bu baştan çıkarma olayları olsaydı onun ağzının payını bir
güzel verirdim ben ama daha o safhaya gelemeden bunlar yaşandı. Bu evi babam
onun üzerine yaptırmış. Ama etrafın dikkatini çekmemek için, Zeynep’le benim
ismimi tapuya yazdırmış. Burayı kimseler bilmez. Burası babamla Zeynep’in aşk
yuvaları gibi bir yermiş. Bir sizin aile, bir bizim aile… bir de cihan biliyor.
Sahi o nereden biliyordu da buranın kapısında bitiverdi? Bana çok tuhaf geldi
şahsen. O’na güvenebileceğinden emin misin? Evine alabileceğin kadar
güvenebileceğine?” ben donup kalıyorum. Emin miyim Cihan’dan? O’na güvenebilir
miyim? Sahi O’nu ne kadar tanıyorum? Ama hayır! Cihan bana yardım etti. Şu zor
günlerimde bana kol kanat gerdi. O’ndan şüphe duyamam. Ne tuhaf ki O’na
güveniyorum. Ama daha tuhafı bir arkadaş, dost gibi bir güven bu. Cenker’e
duyduğum gibi bir güven. “O’ndan eminim. Büyük ihtimal Cenker’i aramış ve O’da
bu evi bildiğinden, yakınlardayken buraya uğrayabileceğini söylemiştir.
Biliyorsun ki, O Cenker’le benim kadar samimidir. Ve Cihan’a güveniyorum.”
Diyorum kendimden son derece emin bir sesle.



“evet,
bir türlü bana karşı hissedemediğin duygu: Güven…” bu sefer benden o
uzaklaşıyor. Ben içimde bir pişmanlık duygusuyla O’na uzanıyorum ve boynuna
sarılıyorum. “Özür dilerim” diyorum. Gözlerim yaşarıyor. Ekrem, ağladığımı anlayınca
yumuşayıp, “Tamam, sorun yok.” Diyor. Ve beni öpüyor. Ben de karşılık
veriyorum. Öpüşmemiz aşkımızın ateşiyle daha da alevleniyor. Kendimizden öyle
bir geçmişiz ki, Zeynep’in geldiğini görmüyoruz. Kapının çarpılmasıyla sıçrayıp
ayrılıyoruz birbirimizden. Ama dudaklarımızın arasında en fazla bir iki santim
var. Zeynep’in bizi öpüşürken görmesi ikimizin de umurunda olmuyor ve Ekrem o
çapkın bakışından atıp omuz silkiyor ve beni tekrar öpüyor. Bu sefer daha
kararlı ve daha sert. Koltuğa devriliyoruz. Hala öpüşüyoruz. Ama Cihan’ın adımı
seslenmesiyle O’ndan uzaklaşıyorum ve toparlanıyorum. Zeynep’in bizi görmesi
umurumda değil ama Cihan başka. Onun yanında öyle bir durumda olmak, utanç
verici geliyor. Benim neler hissettiğimi anlasa da ayrılmamıza bozulan Ekrem, 3
yaşındaki şımarık erkek çocukları gibi yüzünü asıyor. Ben de tatlılığına
dayanamayıp, yüzünü avucuma alıp, “Özür dilerim sevgilim…” diyorum ve
dudaklarına kısa ama ateşli bir öpücük konduruyorum. Cihan odaya girerken hala
öpüşmenin etkisiyle kendine gelemeyen Ekrem, toparlanmaya çalışıp yüzüne doğal
bir ifade vermeye çalışıyor. Bense sırıtıyorum.







“evet?”





“ben, iyi misin, diye soracaktım.” Benim anlamayan
bakışlarımı görünce omzumu gösterip, “omzun? Hani Zeynep seni itmişti ya.”






“haa, o mu, iyiyim ya, Ekrem masaj yaptı demin,
geçiverdi bir anda” Ekrem’e dönüp göz kırpıyorum. Bu olanları şaşkınlıkla
izleyen Cihan’a dönüp “Sana



söylemem… yani söylememiz gereken şeyler var.”
Diyorum. “Ekrem bana her şeyi anlattı. Bu konuda O’nun hiçbir suçunun olmadığını
biliyorum artık ve… bu konuyu daha konuşmadık ama başka çare olmadığı için
kesinkes söyleyebilirim ki, bu evden gidiyoruz.” Bunları söylerken kendimden o
kadar eminim ki, erkemin






“Hayır, bu evden gitmiyoruz!” diyen sert sesiyle
resmen şok geçiriyorum.






“Gitmiyor muyuz?” diye soruyorum. Ve Ekrem’in
sözleri kulaklarımda uğulduyor.






“Evet, gitmiyoruz!”











8. BÖLÜM SONU








Yorumlarınızı bekliyorum… J
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
.Öykü.
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 263
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 274
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 26/04/12
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : maNga
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Cihan

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Paz Mart 17, 2013 1:42 am Paylaş

Huh be sonunda barıştılar. ^^

Cidden çok çok çok güzel olmuş bölüm.

Ama anlamadım ki şimdi niye gitmiyorlar evden?

Neyse yeni bölüm gelince anlarız artık dimi. ;)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mavi Kelebek
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 114
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 113
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 08/08/12
<b>Nerden</b> Nerden : Geldiğini bileceksin.
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : Maviş <3
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Ekrem

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Paz Mart 17, 2013 1:54 am Paylaş

Barışmalarına çok sevindim ya!!
Yaşasın!!!
Zeynep'te ne yüzsüz arkadaş...
Ama baya korkmuş garibim.
Peki,Cihan hala daha Sevil'e aşık mı? scratch
Ellerine sağlık,yeni bölümü bekliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
buketsevil
Deneyimli
Deneyimli
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 1377
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 1392
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 25/11/10
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : 'ES' A$K 'AC'
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Çarş. Mart 20, 2013 9:37 pm Paylaş

OHA! Nerede bırakmışsın öyle ya? =D
Neden o evden gitmiyorlar? Gitsinler. Ya da Zeynep cadısı gitsin. =) Laughing
Çok güzel olmuş, canım. Devam. Cool
Bu arada yeni okuyucuyum. =D Surprised
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
fatmannur
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 202
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 238
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 19/08/10
<b>Nerden</b> Nerden : İSTANBUL
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : EVVEET ARKADAŞLAR HERKESE MERHABAAA!!!!
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Perş. Mart 21, 2013 11:49 am Paylaş

9. BÖLÜM
“Neden?” diye soruyorum. Kızgınlığına çok şaşırıyorum. Neden? Burada kalmamız için hiçbir neden yokken neden burada kalmak istiyor? Diye soruyorum kendime. Ama hiçbir cevap bulamıyorum. O’na şaşkın nazarlarla bakıp “açıkla lütfen, neden? Yoksa yanlış mı duydum?”
“Hayır, gayet net duydun, buradan gitmiyoruz.”
Sinirle bağırıyorum “Nedenini açıkla o zaman!”
“Bunu elbette yapacağım, ama öncelikle yalnız kalmalıyız.” Cümlenin sonuna doğru Cihan’a dönüyor. “Müsaade eder misin?”
Ben hayır demek için ağzımı açıyorum ama Ekrem’in sert bakışlarını görünce susmak zorunda kalıyorum.
Cihan koltuktan kalkıyor. “Pekâlâ, özel mesele özel meseledir. Ben dışarıdayım. Ama bilmiş ol Ekrem, eğer Sevil’i üzersen karşında bulacağın ilk kişi ben olacağım.”diyor ve odadan çıkıp kapıyı sıkıştırıyor.
Ben hemen Ekrem’e dönüp “Evet?” diyorum. Ekrem konuşma pozisyonu alıyor ve derin bir nefes alıp anlatmaya başlıyor.
“Biliyorsun benim babam dünyaca tanınmış bir fabrikatör. Ve çok zengin biri. Ve yine biliyorsun ki, zengin insanların paradan çok düşmanı vardır. Babamın da var. Hem de sayısız. Bunlardan kimliği belirsiz biri son zamanlarda çok fazla ileri gitmeye başladı. Kardeşimi kaçırdı… Şeyda’yı. Biliyorsun o daha 18 yaşında. Babamdan o sıralar girdiği bir ihaleden çekilmesini istediler Şeyda karşılığında. Babam da hemen çekildi ihaleden. Şeyda’dan bir hafta sonra bir barın telefonundan titrek bir sesle yardım isteyene kadar haber alamadık. Annem çılgına döndü. Babam sinir krizi geçirdi. Ben de şehrin her yerini aradım. Telefonla rahat bir nefes alabilmiştik. Hemen babamla Şeyda’yı almaya gittik. Gördüğümüz manzara karşısında ikimizde donup kaldık. Şeyda’nın elbiseleri yırtık pırtıktı. Yüzü gözü kandı. Yırtıkların arasından da morluklar görünüyordu. Barda ona yardımcı olmaya çalışmışlar ama o korkup barın dışına, sokağa çıkmış. Bizi görünce bayılacak gibi oldu. Ama rahatlamıştı. Ben onu kucağıma alıp arabaya bindirdim. Babamla onu eve götürdük. Eve dr. Sinan’ı çağırdık. Tanıyorsun onu bizim özel doktorumuzdur ve ağzı çok sıkıdır. Bu yüzden O’na çok güveniriz. Şeyda’yı baştan sona muayene etti. Bir kaburgası kırılmış. Bir dizi de incinmiş…”
“Peki… Şey yapmışlar mı?” diyorum korkuyla. Dilim varmıyor o kelimeye.
“Hayır. Bunu özel olarak sorduk. Daha sonra hastane raporuyla da kesinleşti. Tecavüze uğramamış. Buna cesaret edemediler çünkü. Bunu duyduğumda az da olsa rahatlamıştım. Ama Onlardan intikamımı alacağım Sevil. Umarım anlıyorsundur beni.”
“Tabii ki anlıyorum seni. Ama hala neden bu evden gidemeyeceğimizi anlayamadım. Sonuçta onları yakaladınız değil mi? Yoksa siz işinizi yarım bırakmazsınız. Biliyorum ben seni de babanı da…” Ekrem’in yüzü geriliyor.
“Hala yakalayamadık o şerefsizleri. O ahlaksızlar dışarıda rahatça geziyor. Ve... Yine tehdit etmeye başladılar. Yine bir ihale var ve bundan çekilirse babam batar. Tüm sermayesini buna göre ayarladı. Çok büyük bir iş.”
“Peki, eğer baban bu ihaleden çekilmezse ne yapacaklarmış?”
“Bu sefer hedefleri biziz. Sen ve ben. Bu yüzden o kadar acele evlenmemizi istedim. Kaybedecek bir günümüz bile yoktu. Senin intihar etmen tüm planları bozuyordu. Babana olayı anlattım ve o da nikâh işlemlerini hızlandırmayı kabul etti. Baban ve annen seni çok seviyor Sevil. Bunu unutma. Onlar sadece senin iyi olmanı istediler. Bu yüzden burada kalmalıyız. Burayı kimse bilmiyor. Bilenler de bizi ele vermeyecek kişiler.”
“hah tabi ya, Zeynep de bizi hayatı boyunca koruyacak olan kişi zaten. Koruyucu meleğimizdir kendisi.(!)”
“Birincisi o bu olayları bilmiyor. Bilse dahi söylemezdi çünkü o şu anda bana yaklaşmaya çalışıyor. Beni sinirlendirmek pek de işine gelmez doğrusu.”
“…” Ben cevap vermiyorum. O’na bakıyorum. Gözlerine. Ne desem kabul edecek, bunu biliyorum. İstersem şu anda çekip gidebilir ve O’nu bu çetrefilli yolda yalnız bırakabilirim. Ama yapamayacağımın farkındayım. Ve ne düşünüyorsam söylüyorum. “Pekâlâ, bayım, biz o nikâh masasında ‘iyi günde, kötü günde’ dedik. Ve şu günler o ‘kötü günler’ oluyor. Eğer baştan pes edersem seni hak edemem. Ama baştan söyleyeyim, O Zeynep cadısı sana bir daha ‘sevgilim’ derse onun ağzını yırtarım. Ve bunu büyük bir zevkle yaparım. Biliyorsun, istersem çok cazgır bir kız olabilirim.” Bu laflarım üzerine Ekrem gülümsüyor.
“Biliyorum hayatım. Biliyorum. Cazgır sevgilim Benim.” Beni burnumun ucundan öpüyor. Gülümseyip sarılıyorum ona. Şu aşırı dramatik konuşmadan sonra bile O’nun kollarında mutlu olabiliyorum. Gerçekten de Ekrem’in anlattıkları çok ciddi görünüyor. O’na bir şey yapabilecekleri ihtimali bile kanımı donduruyor. Daha sıkı sarılıyorum. O’ndan şüphe edebildiğime inanamıyorum. O’nun kadar duygulu, bağlı ve beni seven bir adama bunu yapabilmiş olmak beni utandırıyor. “Özür dilerim. Seni bu kadar derdin ortasında bir de ben üzdüm. Gerçekten çok üzgünüm. Seni seviyorum. Hem de çok seviyorum.” O’nu öpüyorum. O’da karşılık veriyor. Öpüşü derinleşiyor. Beni kendine bastırıyor. Ben de O’na yaslanıyorum. Kollarımı boynuna doluyorum. O’na yaslandıkça sert kaslarını, heyecandan inip kalkan göğsünü kendi heyecanlı göğsümde hissediyorum. İkimiz de kendimizden geçmiş durumdayız. Kimse önemli değil bizim için. Ne Zeynep ne Cihan ne de düşmanlar…
Dudaklarını ayırıyor. Benden ufak bir homurdanma yükseliyor. Nefes almak için bile durmasını istemiyorum çünkü. Bunu anlayan Ekrem bana gülümsüyor ve küçük bir öpücük daha kondurup geri çekiliyor. Neden geri çekildiğini anlamayan ben Cihan’ın boğazını temizlemesiyle kendime geliyorum ve anlıyorum Ekrem’in davranışlarının nedenini. Demek Cihan bizi görmüştü. Aman Allah’ım, deminki homurdanmamı da duymuştu o zaman. Yanaklarım kızarıyor. Gözlerimi halının desenine odaklayıp yukarı kaldırmamaya çalışıyorum. Ama Cihan konuşmaya başlayınca mecburen O’na bakmak zorunda kalıyorum.
“Sevil, sana söylemem gereken bazı şeyler var. Siz konuşurken biraz düşündüm ve bir karara vardım. Ben gidiyorum.”
Çok şaşırıyorum. “Neden?” diye soruyorum saf gibi.
“Neden mi? Hala anlayamadıysan diye söylüyorum ben seni hala çok seviyorum. Ve burada oturup senin hayatının aşkıyla öpüşmeni izleyemem. Bu bana ne kadar acı veriyor aslında sen tahmin edersin. Sen daha Zeynep’in Ekrem’e ‘sevgilim’ demesine bile katlanamıyorsun. Peki ya O’nu öptüğünü görseydin? Ne yapardın? Tahmin edebiliyorum. İşte bu yüzden gidiyorum. Sana söz vermiştim burada kalacağım için. Ama o zaman Ekrem’in seni aldattığını sanıyordum. Bu yüzden ikimiz arasında olabilecek şeylerin hayalini kuruyordum. Ama bu hayalim de senin ‘Ekrem suçsuzmuş’ demenle yıkıldı. Burada kalamam Sevil. Ne olur beni anla.”
“Anlıyorum seni Cihan. Benim için çok değerli birisin, bunu hiç unutma.” Diyorum ve O’na sarılıyorum. O’da bana sarılıyor. Ben uzaklaşmak istesem de Cihan beni sıkıca kendine çekiyor. Biraz uzun sarıldığımızı düşünen Ekrem boğazını temizliyor. Cihan beni zorla da olsa bırakıyor. Mahcup bir şekilde uzaklaşıp ellerini saçlarının arasından geçiriyor ve arka cebinden bir kâğıt çıkarıyor. Bunu Ekrem’e uzatıp. “Her ne kadar nedenini bilmesem de anladığım kadarıyla burada kalıyorsunuz ve Zeynep’ten kurtulmak için buna ihtiyacınız olacak.” Diyor. Ekrem Zeynep için yaptığım liseyi incelerken bir kaşını kaldırıyor. Listeyi biraz inceledikten sonra bana dönüyor “Bebeğim, bunu yapabileceğin hiç aklıma gelmezdi.” “kıskanç bir kadından her şeyi beklemelisin aşkım.” Diyorum. Benim sözüm biter bitmez Cihan arkasını dönüp kapının kenarına bırakmış olduğu çantayı alıp bana dönüyor. “Hoşça kal Sevil. En yakın zamanda iyi haberlerini almak istiyorum. Kendine dikkat et. Beni her zaman arayabilirsin. İletişimi koparmayalım.” Diyor ve gidiyor.
O gidince Ekrem’le karşılıklı oturup birbirimize bakıyoruz. Konuşmuyoruz çünkü ne diyeceğimizi ne yapacağımızı kestiremiyoruz. Bir süre sonra Ekrem bana gülümsüyor.
“Pekâlâ, mademki buradan çıkamıyoruz, o zaman Zeynep Hanım’ı evden çıkmaya zorlarız.”
“Sahiden yapacak mısın bunu Ekrem?”
“yapacağım hayatım, senin için.”
“seni seviyorum.”
“ben de seni seviyorum.”
“Pekâlâ, ne yapıyoruz şimdi?”
Ekrem listeyi çıkarıp incelemeye başlıyor. Ben merakla ona bakarken o bana gülümsüyor ve “Madde 5 hoşuma gitmedi değil.” Diyor. Hatırlamaya çalışıyorum ve beşinci maddeyi hatırlıyorum.
“Hadi yapalım o zaman!"

2. GÜN (HAYALET KORKUSU)

Plan belli. önce ben odama kapanacağım. Sonra ekrem Zeynep'i aşağı çağırıp ona önceden ayarladığımız bir korku filmini -ki bu hayalet filmi olacak- izlemeyi teklif edecek. Zeynep'te buna balıklama atlayacak. filmi izlerken Zeynep çok korkacak, O'nun aksine Ekrem uyuyakalacak. bir de film bittiği anda elektrikler kesilmez mi? bununla beraber ben beyaz çarşaflara bürünmüş bir şekilde elimdeki fenerli aydınlatmayla karşısında belirip acayip hareketler yapacağım. O'nun da ödü kopacak.

Plan bu.

Sıra uygulamaya geliyor. önce odama çıkıyorum. Ekrem'in 'Zeyneep!' diye bağırma sesi duyuluyor. sonra başlıyorlar filmi izlemeye. ben de bekliyorum. artık 100 dk dolmak üzereyken elektrikleri kesmeye hazırlanıyorum. bodruma ineceğim. ama ben daha merdivenlere erişemeden elektrikler sahiden gidiyor. 'Sanırım bugün gerçekten şanslıyım!' diyorum mutlu mutlu. merdivenin trabzanına tutunup yanımdaki çantadan fener bulmaya çalışıorum. ama bir anda yakınımda... çok yakınımda ayak sesleri duyuyorum. biri bana doğru geliyor. bunu hissedebiliyorum. donup kalıyorum. bekliyorum. bir umut belki Ekrem'dir diye. ama adam nefesini hissedebileceğim bir yakınlığa gelince O'nun Ekrem olmadığını anlıyorum. Çünkü bu adamın nefesi Ekrem'in tersine çok pis kokuyor. tam imdat diye bağırıyorum ki aldığım nefesle eter'in yakıcı kokusunu içime çekiyorum ve her şey karanlığa boğuluyor. bayılıyorum...


9. BÖLÜM SONU

ARKADAŞLAR YORUMLARINIZI BEKLİYORUM. :=)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
buketsevil
Deneyimli
Deneyimli
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 1377
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 1392
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 25/11/10
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : 'ES' A$K 'AC'
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Perş. Mart 21, 2013 8:23 pm Paylaş

OHA! =D Süpersin.
Ay, inanmıyorum. Sevili kaçırıyorlar....
Hani evi kimse bilmiyordu ya... Ah, ne güzel Zeynep salağını korkutacaklardı. =D
Çok ama çok güzel olmuş, canım. En kısa sürede devam etmen lazım.
Merakla yeni bölümü bekliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
.Öykü.
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 263
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 274
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 26/04/12
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : maNga
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Cihan

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Cuma Mart 22, 2013 11:00 pm Paylaş

buketsevil demiş ki:
OHA! =D Süpersin.
Ay, inanmıyorum. Sevili kaçırıyorlar....
Hani evi kimse bilmiyordu ya... Ah, ne güzel Zeynep salağını korkutacaklardı. =D
Çok ama çok güzel olmuş, canım. En kısa sürede devam etmen lazım.
Merakla yeni bölümü bekliyorum.

Cidden ya , Zeyno'yu korkutucaklardı sırası mı şimdi kız kaçırmanın kardeşim? =D

Cihan gitti , Zeynep'den de kurtulsalar iyi olacak. =D =D

Yeni bölümü bekliyorum. ^^
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mavi Kelebek
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 114
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 113
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 08/08/12
<b>Nerden</b> Nerden : Geldiğini bileceksin.
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : Maviş <3
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Ekrem

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) C.tesi Mart 23, 2013 7:42 am Paylaş

Cihan'a üzüldüm ya...
Ama barışmalarına da çok sevindim. Very Happy
Çok tatlılardı. Very Happy
Ne güzel mutlulardı ya...
Niye kaçırıyorlar şimdi Sevil'i... Sad
Ekrem çılgına dönecek gibi...
Ellerine sağlıkk.
Yeni bölümü bekliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
fatmannur
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 202
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 238
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 19/08/10
<b>Nerden</b> Nerden : İSTANBUL
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : EVVEET ARKADAŞLAR HERKESE MERHABAAA!!!!
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Paz Mart 24, 2013 7:45 am Paylaş


10. BÖLÜM

…EKREM...

“İmdat!”
Ekrem bu sesi durduğuna emindi. Sevil yardım çığlığı atmıştı. Ama bu lanet karanlık onu yerine mıhlamıştı. Ayağı iyi sayılırdı. Yalnızca yürürken hafif sekiyordu. Ama artık dayanamayacaktı. Ayağı kalktı, yavaşça kapıyı bulmaya çalıştı. Sevil’in çığlık attığından emindi. Bir terslik vardı. Sevil ‘imdat’ diye bağırmıştı ama sesi yarıda kesilmişti. Bunun ihtimali bile kanını donduruyordu ama Sevil kaçırılmıştı…
Aslında bir terslik olacağını baştan beri hissedebiliyordu. Zeynep’i aşağı, film izlemeye çağırmış ve neredeyse beş defa izlediği bir hayalet filmini DVD Player’a takıp izlemeye başlamışlardı. Her ne kadar film eğlenceli de olsa yanında Zeynep olunca hiçbir şeyden zevk alamaz olmuştu. Çünkü kız sürekli sırnaşmaya çalışıyor ve illaki kolunu, bacağını, bir yerini Ekrem’e sürtüyordu. Bundan artık tiksinmeye başlamıştı Ekrem. Bu tacizlerden midir nedendir, içinde ayrı bir sıkıntı vardı. Keşke bu planı hiç yapmamış olsaydık, diye düşünüyordu. Çünkü Zeynep bu uğraşların hiçbirine değmezdi.
Filmin yüz dakika olduğunu Sevile söylemişti. Ama filmin bitmesine on beş dakika varken bir anda elektrikler kesilmişti. Zeynep de şansına o sıra mutfağa doğru gitmişti, kola almak için. Ekrem de uyukluyor gibi yapıyordu. Ama bunun olmaması gerektiğini biliyordu. Sevil her zaman planların aksamaması için çok titiz davranırdı. Bundan dolayı o anda telaşlanmaya başlamıştı. Sonra da o çığlık… Önce yanlış duyduğunu sanmıştı, ama tüm taşlar yerine oturunca bu akla yatkın gelmişti. Put gibi kalmıştı karanlıkta. Ama dayanamayıp bir süre sonra ayaklanmıştı, ama göremediğinden çok yavaş ilerliyordu. Ama buna gerek kalmadı, elektrikler geldi. Bir an gözünün ışığa alışmasını bekledi. Sonra merdivenlere doğru koştu. Ama gördüğü manzara O’nu durmaya zorladı.
Zeynep… Yerde yatıyordu. Ekrem hemen yanına gelip O’nun nabzına baktı. Ama dehşetle nabzının atmadığını fark etti. Gözü boynuna takılınca boğum, boğum morluklar olduğunu fark etti. Zeynep’i boğmuşlardı. Hemen aklına Sevil’i geldi. Ya O’na da aynısı olmuşsa? Zeynep’i pek umursadığı yoktu ama Sevil’e aynısının olduğunu görürse yaşayamazdı. Sevil’in kalbi atmazsa bu dünya da bir amacı kalmazdı. Onsuz nefes alamazdı. Korkuyordu. Hem de çok korkuyordu. Merdivenlere yöneldi ama bacakları o kadar titriyordu ki tırabzanlara tutunmak zorunda kaldı. Ama elleri de titrediğinden yukarı çıkmak bir hayli zor oldu. Yukarı çıkınca ilk iş Sevil’in odasına yöneldi, orada yoktu. Sonra o kattaki tüm odaları gezdi. Yukarı kattaki odaları da kontrol etmek için merdivene yöneldi. Sonra onu fark etti. Dondu kaldı. İkiye katlanmış bir kâğıt vardı. Eğilip aldı ve açtı. Üzerinde bir numara yazıyordu. Arka cebinden telefonunu çıkardı ve titreyen elleriyle numarayı üçüncüsünde doğru çevirip telefonu kulağına dayadı.
Telefon çaldı.
Ve açıldı…
“Alo?”
“Demek arayabildin sonunda. Neredeyse aramayacaksın diye korkmaya başlamıştım.”
“O nerede?”
“Kim? Kara İncin mi?”
“Sen… Sen nereden…”
“Ben senin hakkındaki her şeyi biliyorum Ekrem. Hıh, bir de benden saklanabileceğinizi düşünmüştünüz. Çok safsınız. Aslında o eve kendinizi kapatarak bana açık hedef oldunuz. Önce biraz bekledim, artık siz güvende olduğunuza inanınca da hamlemi yaptım. Haa ‘Sevil’in burada. Dur hatta sesini duy.”
Ekrem bekledi… Ama Sevil’in sesini duyamadı. Karşısında sadece sessizlik vardı. Kendisiyle dalga geçildiğini düşünen Ekrem telefonu kapatacakken karşıdan önce tokat sesi geldi ve bekledi. Ardından tokatlar ardınca sıralanmaya başladı ve bu bir sandalyenin devrilme sesi gelene kadar devam etti. Sonunda da bir acılı nefes alma ve sonra da inleme. Bu Sevil’di. Bunu ilk başta anlamıştı. O’nun çektiği acıyı kalbinde hissetti. Gözleri nefretle doldu. Burnundan soluyordu. Elindeki telefonu o kadar sıkı tutuyordu ki, neredeyse kırılacaktı. Bağırdı.
“Ne istiyorsun?!!!”
“Ne istediğimi biliyorsun.”
“O’nun bir suçu günahı yok. Olaydan haberi bile yok. Bırak O’nu, beni al seni adi herif!”
“A-ah! Oldu mu hiç, adi madi? Sen böyle yaparsan, ben de asabileşirim ama.”
Sonra artarda tokatlar ve ardından tekrar bir inleme duyuluyor. Sevil’in inlemesiyle Ekrem dizlerinin üzerine çöküyor acıyla. Tüm damarlarında acı çekiyor. Nefes alamıyor. Sevil orada acı çekiyor. Hem de kendi pis parasının davası yüzünden. Ve Ekrem de hiçbir şey yapamıyor.
“Yapma…” diye inledi acıyla. “Lütfen yapma…”
“Ne o? Yoksa hemen pes mi ediyorsun? Bense daha yeni başladığımızı düşünmüştüm.”
“Bak! Babamla arandaki babamla seni ilgilendirir. Sevil’in acı çekmesi benim umurumda olabilir ama babamı az da olsa tanırsın, çok acımasızdır. Sevil O’nun umurunda olmayacaktır.”
“Kardeşin Şeyda konusunda hiç de acımasız değildi? Çekil dedik paşa, paşa çekildi. Bu seferde Gelini söz konusu ve bu ihaleden de çekilecektir eninde sonunda.”
“Hayır! Sen babamı gerçekten de tanımıyorsun. O’nun bir tek aile kavramı vardır. O da ben, annem ve kardeşim. Dışarıdan gelen hiç kimse aileden sayılmaz babamın gözünde. Her şeyi bildiğini ima ediyorsun ama hiçbir halt bildiğin yok. Bekle ve gör. Hiçbir değişiklik olmayacak. Ama… Ama eğer beni alırsan, ihaleden çekilir. Hem de tereddütsüz.”
“Hımm… Beni ikna etmeye başladın evlat. Pekâlâ, benden telefon bekle. Ama bu numarayı aratmayı falan düşünme. Çünkü bu hat birazdan kırılacak. Bekle evlat. Telefonumu bekle. Ve unutmadan. Seni izliyorum. Babana ya da herhangi birine bu olanlardan bahsedersen, Sevil’ini bir daha anca rüyanda görürsün. Tabi rüya görmene yetecek kadar yaşarsan…”
“bekle…”
Dıt, dıt, dıt!

Lanet herif! Lanet, lanet, lanet!

Bunun olacağını biliyordu. Burada güvende olmadıklarını biliyordu. Sevil’ine bir şey olabileceğini biliyordu. O’nu korumalıydı. Ama yapamamıştı. Tam bir beceriksizlik abidesiydi. Kendine lanet ediyordu. Paraya lanet ediyordu. Kullandığı spor araba O’na Sevil’ini verebilir miydi? Ya cebindeki bir tomar para? Hayır. Peki, O’nun Sevil’i orada ne için can çekişiyordu? O’nun lanet parası için. Buna hemen bir son vermeliydi. Telefondaki herif O’na Kimseye haber vermemesini söylemişti. Ama bunu yapamazdı. Bu işin altından tek başına kalkamazdı. Mademki izleniyordu. O halde O’da görünmeden yapardı ne yapacaksa. Saatine baktı. O’nu izleyenler şu anda O’nu saatine bakıyor sanabilirlerdi. Ama O’nun saati Özel bir telsiz gibiydi. Saatin yuvarlağının kenarındaki düğmeye bastığında direkt babasının telefonuna mesaj bırakıyordu. Bunu bilerek rahatladı. Ama şimdi yapamazdı. Öncelikle o adi heriften gelecek olan telefonu beklemeliydi. Ne olacağını, kaçta ve nerede buluşacaklarını söylediklerinde, babasına tam bir bilgi verebilirdi.
Aramasını bekledi.
Ve adam aradı.
Gerçekten de numara farklıydı. Bekletmeden açtı telefonu.
“Beni özledin mi?”
“Hayır. Özlemedim. Ve hatta bu dünya üzerinde seni özleyebilecek birinin olduğundan bile şüpheliyim. Pekâlâ, oyun oynamayı bırak da bana nerede ne zaman buluşacağımızı söyle.”
“Bayağı özgüven kazanmışsın bakıyorum?”
“Oyunu bırak ve planını söyle!”
“Zeytinburnu’ndaki bir depoda. Bu gece saat 3’te. Unutma. Hiç kimseye bir şeyden bahsetmek yok. Yalnız olduğundan emin olduktan sonra seni alacağız. Ondan sonra anca kızı serbest bırakırım. Anlaşıldı mı?”
“Evet.”
Dıt, dıt, dıt!
Telefon yine kapanmıştı. Ekrem hemen saatinin düğmesine basıp babasına her şeyi anlattı. Eğer Sevil’e yardım etmezse kendisinin rehin alınacağını da anlattı. Böylece babasını yardım etmeye zorladı. Nerede ve ne zaman gelmesi gerektiğini de söyledi, Zeynep’in öldüğünü ve cesediyle ilgilenmeleri gerektiğini de. Ardından arkasına yaslanıp zamanın gelmesini bekledi. Evet, Sevil’ini kurtaracaktı. Planı işe yararsa her ikisi de kurtulacaktı. Ama eğer aksilik olurda kendisi rehin alınırsa en azından Sevil’i güvende olacaktı. Babasını çağırmıştı, çünkü gideceği yerdeki adamlar silahlıydı ve kendisinin hiçbir şeyi yoktu. Babasından kendisi için de silah istemişti. Kararlıydı.
Oraya gidecek ve Sevil’ini kurtaracaktı…
***

…SEVİL…

Gözlerimi kırpıştırarak açıyorum. Başım ağrıyor. Kafamı biraz salladıktan sonra ellerimi başıma götürmeye çalışıyorum ama dehşetle ellerimin arkamda bağlı olduğunu anlıyorum. Beni bir sandalyeye bağlamışlar. Etrafımı inceliyorum. Boş bir depodayım. Başımın biraz üzerinde cılız bir ampul yanıyor. Gözlerim karanlığa alışınca ışığın ulaşamadığı yerleri de görme şansı yakalıyorum. Ve evet, yalnızım, bağlıyım ve kaçırıldım. Bunu kimin yaptığını biraz geç de olsa anlıyorum. Kafam hala yerinde değil çünkü. Eter kokusunun genzimi yakışını hatırlayınca titriyorum. Ve beni bayıltan adamın pis ağız kokusunu… Ekrem’in bahsettiği olayı… Vücudumu dinliyorum ama hiçbir yerimde ağrı sızı yok. Rahatlıyorum. En azından bana Şeyda’ya yaptıkları işkenceleri yapmamışlar. Burada ne kadar tutulacağımı merak ediyorum. Şeyda’dan üç haftaya yaklaşık haber alamamışlardı. Ama benim kaçırılmamın amacı çok daha büyük bir ihale. Acaba Ekrem babasını ikna edebilir mi? Ve Ekrem… Acaba O’na bir şey yapmışlar mıdır? Kendi canım pek o kadar önemli değil ama Ekrem’ime bir şey olursa yaşayamam. Buradan kurtulacağıma eminim. Çünkü Ekrem’im beni kurtarır. Ama eğer Ekrem’ime bir şey olmuşsa, zaten kurtarılmak için bir nedenim de kalmaz. Ekrem… Ne olur yaşa… Ne olur…

Bir kapı gürültüyle açılıyor. İçeri uzun boylu ve cüsseli bir adam giriyor. Onun arkasından da kısa boylu ama aşırı şişman bir adam. Uzun boylu olan karşımda dikiliyor. Kısa boylu adama bakıyor ve ondan onay gelince ağzımı bantlıyor. Ben artık iyice korkmaya başlıyorum. Gözlerim uzun boyluyla kısa boylu arasında gidip gelip duruyor. Biraz sonra kısa boylu olanın telefonu çalıyor. Birkaç adım uzaklaşıp yüzü bana dönük bir şekilde telefondakiyle konuşmaya başlıyor.
“Demek arayabildin sonunda. Neredeyse aramayacaksın diye korkmaya başlamıştım.”

“Kim? Kara İncin mi?”

“Ben senin hakkındaki her şeyi biliyorum Ekrem. Hıh, bir de benden saklanabileceğinizi düşünmüştünüz. Çok safsınız. Aslında o eve kendinizi kapatarak bana açık hedef oldunuz. Önce biraz bekledim, artık siz güvende olduğunuza inanınca da hamlemi yaptım. Haa ‘Sevil’in burada. Dur hatta sesini duy.”
Eliyle önümdeki adama bir hareket yapıyor ve karşımdaki adam bir baş işaretiyle onaylayıp bana dönüyor. Anladığımda çok geç oluyor. Önce bir tokat atıyor ve bekliyor. Kısa boylu adam bir onay daha verince karşımdaki bana durmaksızın tokat atmaya başlıyor. Kocaman elleriyle yüzüme öyle bir vuruyor ki, bir zaman sonra sandalye devriliyor. Sandalye devrilince ağzımdaki bant ta çözülüyor ve acıyla soluyup inleyebiliyorum. Canım çok yanıyor. Kısa boylu adamın telefonda konuştuğuna bir sinyal vermek için bana bunları yaptırdığını biliyorum. Ekrem’i düşünüyorum. ‘üzülme’ diye bağırmak istiyorum ama ağzımın içine kan dolduğundan konuşamıyorum. Benim burada acı çekmemin O’na neler hissettirir çok iyi anlıyorum. Eğer Ekrem’in acı çektiğini bana dinletselerdi, dayanamazdım herhalde, diye düşünüyorum. Uzun adam beni kabaca omuzlarımdan tutup sandalyeyle kaldırıyor. Yüzüne ağzımdaki kanı tükürüyorum. Ama bana vurmuyor. Sanırım yalnızca kısa adamın dediğini yapabiliyor.

Kısa boylu adam konuşmasını sürdürüyor.

“Ne istediğimi biliyorsun.”

“A-ah! Oldu mu hiç, adi madi? Sen böyle yaparsan, ben de asabileşirim ama.”

Sonra uzun adama dönüp bir baş hareketi yapıyor. Bana dönen uzun adam bu sefer demin yaptığım hareketin hıncını alırcasına daha sert vuruyor bana. Öyle sert vuruyor ki bir an kafamı koparttı sanıyorum, bayılacağım neredeyse. Acıyla inliyorum. Patlayan dudağımdan öyle çok kan geliyor ki, adama ettiğim küfürler anlaşılmaz homurtu olarak duyuluyor. Ben acıma yoğunlaşmışken kısa adam konuşmaya devam ediyor ama öyle ağır bir acı çekiyorum ki, ne dediğini duymuyorum. Anca kafamı toparladığımda “Hımm… Beni ikna etmeye başladın evlat. Pekâlâ, benden telefon bekle. Ama bu numarayı aratmayı falan düşünme. Çünkü bu hat birazdan kırılacak. Bekle evlat. Telefonumu bekle. Ve unutmadan. Seni izliyorum. Babana ya da herhangi birine bu olanlardan bahsedersen, Sevil’ini bir daha anca rüyanda görürsün. Tabi rüya görmene yetecek kadar yaşarsan…” Dediğini duyuyorum.
Kısa adam telefonu kapatıp, hattı çıkarıyor ve kırıyor. Sonra uzun adama dönüp “Şu or***pu ya dikkat et. Bize sorun çıkartmasın. Ben birazdan geliyorum. Bu kadar dayak yeter, ben söyleyene kadar bir daha el kaldırma. Yoksa öldüreceksin…” pis, pis sırıtıyor. “Aslında aklıma dayaktan daha eğlenceli şeyler geliyor ama dur bakalım, onun zamanı da gelecek.” Gülerek çıkıyor depodan. Uzun adam gözlerini bana dikiyor. Daha doğrusu göğüslerime… Tiksiniyorum. Ama korkmuyorum. Asıl korktuğum kısa adam. Çünkü komuta onda. Kısa adam birazdan geliyor. Elinde farklı bir telefon var. Ben kendimi biraz toparlıyorum. Konuşacak durumdayım. Bunu anlayan uzun adam benim ağzımı yine bantlıyor. Yakınımıza gelen kısa adam yine Ekrem’i arıyor.
“Beni özledin mi?”

“Bayağı özgüven kazanmışsın bakıyorum?”

“Zeytinburnu’ndaki bir depoda. Bu gece saat 3’te. Unutma. Hiç kimseye bir şeyden bahsetmek yok. Yalnız olduğundan emin olduktan sonra seni alacağız. Ondan sonra anca kızı serbest bırakırım. Anlaşıldı mı?” Diyor ve karşıdakini dinlemeden kapatıyor. Sonra bana dönüp “Pekâlâ, Sevgili kocan senin için kendini feda ediyor. Buradan gitmen karşılığı kendisini rehin almamızı belirtti. Yani anlayacağın buradan gidiyorsun…” yine pis, pis sırıttı. “Ama gitmeden evvel eğlenebiliriz belki.” Ben kafamı dehşetle iki yana sallayıp bantlı ağzımla ‘hayır!’ demeye çalışıyorum ama o bana yaklaşıyor. “Şeyda’ya dokunamamıştık. Neden biliyor musun? Çünkü o bakireydi. Ama sen evlisin. Bir haftaya yaklaşık hem de. Bu da bakire olmadığın anlamına gelir. Kimse de sana yaptıklarımızı kanıtlayamaz.” İğrenç bir kahkaha atıyor. Bense şok oluyorum. Debeleniyorum. Benim bir şey diyeceğimi anlayan kısa adam, uzuna işaret ediyor ve o da ağzımdaki bandı çıkarıyor. Ben nefes nefese “Ben… Ben de bakireyim…”
Kısa adam da, uzun adam da oldukları yerde donuyorlar. Kısa adam şaşkınca “Buna inanacağımızı mı sandın, seni kal**k! Bizi böyle yıldıramazsın…” diyor biraz tereddüt ederek. Bense bunu fırsat bilerek bu sefer daha kararlı bir şekilde “Eğer bana dokunursanız, bunu anlarlar ve emin olunki, Ekrem sizi ölmekten beter eder. O’na yalvarırsınız sizi öldürmesi için…” diyorum. Kısa adam tereddüt ediyor, uzuna dönüp sorar bakışlarla bakıyor. Uzun adam geldiğinden beri ilk defa konuşuyor. “böyle bir tehlikeye giremeyiz. Bu kız değmez. Tamam, güzel kız ama ben yaşamayı tercih ederim.” Diyor ve benden uzaklaşıyor. Kısa adamında onayladığını gördüğümde rahatlıyorum. “O kadar rahatlama, şu an sana çok daha acıdım. Çünkü kocanı, daha ilk gecenizi yaşayamadan öldüreceğim.” Diyor kısa adam ve iğrenç bir sırıtış gösterip Uzun’a dönüyor. “Saat üçte O’nu deponun arka kapısına getir. Takas yapacağız.” Diyor ve gidiyor.

Kısa adam gidince Uzun adam karşıma bir sandalye çekip bana bakmaya başlıyor. Her ne kadar rahatsız edici de olsa bana bir nebze de uzak durmasını sağladığı için sandalyeye oturması hoşuma gidiyor. Bu pozisyonda ne kadar beklediğimizi bilmiyorum ama tahminen iki saat sonra Uzun ayağa kalkıp beni sandalyeye bağlayan ipleri çözüyor. Ama hala ellerim ve ayaklarım bağlı. Beni sürükleye sürükle deponun arka kapısı olduğunu tahmin ettiğim yere götürüyor. Dışarısı soğuk, ama temiz hava bana cennet gibi geliyor. En azından deponun ağır rutubetli havasından kurtulmuş oluyorum. Beni sol dirseğimden tutup bekliyor. Sıkılsam da hiçbir şey demiyorum. Biraz sonra Kısa adam beliriyor. “Güzel! Sorun çıkarmadı gibi görünüyor. Önceden Şeyda amma debelenmişti. Bu yüzden O’nu ekstradan dövmek zorunda kalmıştın. Şimdi. Küçük hanım, birazdan Ekrem’in gelecek ve O, bizim kollarımıza girdiği an Şakir senin gözlerini bağlayıp açık alana götürecek. Ayak ve ellerini çözüp gidecek. Gerisi sana kalmış.” Diyor. Ama ben O’nu dinlemiyorum. Çünkü karşıda O’nu görüyorum... Ekrem’i…
Tek başına, yalnız ve savunmasız. Geleceğini tahmin ediyordum ama böyle tek başına, savunmasız geleceğini hiç tahmin etmemiştim. Ekrem’in uyanıklığına güvenmiştim çünkü. Ama şimdi bakınca hiç de hazırlıklı görünmediğini fark ediyorum. Bu bende büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor, aynı zamanda umutlarım yıkılıyor. Uzun ve kısa adama bakıyorum. O’nlar silahlarını uzatmış Ekrem’e bakıyorlar. Ellerim bağlı olmasa ikisinden birinin silahını alabilirim ama ben öyle aciz bir durumdayım ki elimden hiçbir şey gelmiyor. Ekrem’e dönüp umutsuzca başımı sallıyorum. Bana gülümsüyor. Nedenini çözmeme zaman kalmadan etraf bir anda araba ve silahlı adamlarla doluyor. Ve her şey bir anda oluyor. Silahlar patlıyor, ben sağa sola savruluyorum. Ekrem’e gözüm takılıyor. Silahıyla ölümcül bir katil gibi sinsice bana doğru geliyor. Gülümsüyorum. İşte benim Ekrem’im, diyorum içimden. Beni her daim koruyacak olan, beni seven ve benimde sevdiğim Ekrem… Ekrem bana gittikçe yaklaşıyor. Sağıma soluma sürekli ateş ediyor. Benim gözümde sağıma kayıyor ve dehşetle Depodan çıkan iki düzineye yakın adam olduğunu görüyorum. Zannettiğim gibi yalnızca iki adam yokmuş. Ekrem onların bana doğru geldiğini görünce hemen siper alıyor ve ateşini hızlandırıyor. Ben ne olduğunu anlayamadan bir adam beni sırtımdan çekiştirmeye başlıyor. Ben de mecbur O’na çekiliyorum. Ve yine ne olduğunu anlayamadan sırtımda keskin bir acı duymaya başlıyorum. Önce bir yere çarptım sanıyorum, sonra nefesim kesiliyor. Vurulmuşum. Bunu gözlerim kapanırken anlıyorum. Sanırım ölüyorum. Ve gördüğüm son şey mermilerin arasından Ekrem’in bana doğru geldiği oluyor…

10. BÖLÜM SONU

ARKADAŞLAR YORUMLARINIZI BEKLİYORUM. BOL, BOL YORUM YAZIN…

AYRICA BU BÖLÜMÜ EN SEVDİĞİM DOSTUM ŞEYDA'YA İTHAF ETMEK İSTİYORUM. O'NU ÇOK SEVİYORUM. <3


[/center]


En son fatmannur tarafından Paz Mart 24, 2013 9:23 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seyda17
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 3
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 3
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 24/03/13
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Cihan

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Paz Mart 24, 2013 8:47 am Paylaş

canım benim öncelikle üslubun gerçekten çok başarılı çok akıcı bir şekilde yazmışsın hiç sıkılmıyorsun cümle kuruşların takdire şayan tam bir pembe dizi tadında
amatörce yazılmış bir kitap için gerçekten çok iyi
diğer bölümlerini merakla bekliyoruz
ELLERİNE SAĞLIK Very Happy Exclamation
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seyda17
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 3
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 3
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 24/03/13
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Cihan

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Paz Mart 24, 2013 9:51 am Paylaş

Very Happy bende seni çok seviyorumm tatlımmmmm Very Happy Surprised Cool
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
.Öykü.
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 263
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 274
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 26/04/12
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : maNga
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Cihan

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Ptsi Mart 25, 2013 1:16 am Paylaş

Burda da kesilmez ki ama canım. -,-

Zeynep'ten kurtulsalar demiştim , kız ciddi ciddi öldü. o.O

Yeni Bölümü çabuk yaz lütfen. ^^




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mavi Kelebek
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 114
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 113
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 08/08/12
<b>Nerden</b> Nerden : Geldiğini bileceksin.
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : Maviş <3
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Ekrem

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Ptsi Mart 25, 2013 2:09 am Paylaş

Oha!!!
Özür dilerim ama başka şekilde bu bölümü ifade edemeyeceğim.
Yuh be!!
Okurken heyecandan ölecektim ya...
Bu nedir arkadaş?
Resmen Sevil kaçırıldı!
Ve Zeynep'in ölmesi...
Cadı filan ama üzüldim ya...
Ekrem kendini feda etti.
En beğendiğim replik:
“O nerede?”
“Kim? Kara İncin mi?”

Polisiye dizi gibiydi.
Sevil vuruldu ama ölmez diye umut ediyorum.
Ekrem'in Sevil'e "KARA İNCİ" demesi çok tatlı.
Çok uzun bir bölümdü.
Çok da güzeldi ayrıca...
Ellerine sağlık
Yeni bölümü bekliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
fatmannur
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 202
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 238
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 19/08/10
<b>Nerden</b> Nerden : İSTANBUL
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : EVVEET ARKADAŞLAR HERKESE MERHABAAA!!!!
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Ptsi Mart 25, 2013 9:54 am Paylaş

11. BÖLÜM

…EKREM...

Sevil vurulmuştu… Hem de gözlerinin önünde… Oraya zamanında yetişmişti. Babası ve adamları da zamanında gelmişti. Her şey tamamdı. Kusursuz bir plandı. Sonucun iyi olacağına neredeyse emindi. Ve ateş yağmuru başladığında O’da planladığı gibi hemen Sevil’e doğru yönelmişti. O sırada sevil yerde ve yalnızdı, O’na diğerlerinin dikkatini çekmeden yetişmeye çalışmıştı. Ve neredeyse yetişiyordu da. Ta ki depodan iki düzineye yakın adam çıkmadan önce. Bir süre şaşkınlıkla onları izlese de o adamlardan biri Sevil’e yönelince O’na odaklanmıştı. Adam da bunu fark edince Sevil’i sırtından çekiştirmeye başlamıştı. Ekrem bunun üzerine silahını adama odaklamıştı. Adamda panikleyip ateş etmişti seviline. Ekrem donup kalmıştı. Ama adamın kaçtığını görünce hırsla mermileri üzerine yağdırmaya başlamıştı. Sevil’in yanına varana dek ateş etmişti. Adamı öldürmüştü ama içinde hala çok büyük bir kızgınlık ve pişmanlık vardı. Keşke buraya geldiğini babasına söylemeseydi. Kendisi rehin alınırdı ama en azından Sevil’i yaşardı…
‘Ekrem! Kendine gel! Daha Kara İnci’n ölmedi. Hala yaşayabilme şansı var. Şimdi o şapşal kıçını kaldır ve O’nu bu ölüm cehenneminden çıkar!’ dedi kendi kendine. Sevil’i hala yaşayabilirdi. Hem sevil çok cesur ve kararlı bir kızdı. O kolay, kolay pes etmezdi. Sevil’in nefes almaya çalıştığını görünce onu sımsıkı göğsüne bastırdığını fark etti. Hemen geri çekilip ağzını kulağına yanaştırdı. “Sevil? Hayatımın baharı… Ne olur ölme… Sensiz bu hayat bana cehennem. Gözümün inci tanesi, yaşam pınarım. Ne olur beni terk etme… Ne olur…” dedi. Sevil’in bir şeyler demeye çalıştığını anlayınca kulağını O’nun dudaklarına yaklaştırıp dinledi. Sevil’in sesi zor duyuluyordu. Ama O’nu duydu… Hem de tüm kalbiyle. “Seni bırakmam… Bundan… Sonra… Seni asla bırakmam…” Ardından Sevil bayıldı. Ekrem O’nu kucaklayıp hemen oradan uzaklaşmaya başladı. Yolda babasının adamları O’na siper olup bir koruma kalkanı oluşturmuşlardı. Bu her ne kadar Onları yavaşlatsa da, en azından sağ salim oradan uzaklaşmalarını sağlamıştı… En azından yarısının sağ salim uzaklaşmasını sağlamışlardı…

Ekrem hemen arabasına yöneldi. Arka koltuğa nazikçe Sevil’i yatırıp ön koltuğa geçti. Arabayı son sürat sürmeye başladı. Ama Sevil’in sarsılmaması için fazla sağa sola hareket etmiyor, dümdüz otoyolda ilerliyordu. Saatinde etkisiyle yollar boştu. Ekrem O’nu hastaneye götüremezdi. Çünkü başı belaya girebilirdi. Bu yüzden eve yöneldi. Bir yandan araba kullanırken, telefonunu çıkardı ve dr. Sinan’ı aradı.
“Alo, Sinan?”
“Efendim Ekrem?”
“hemen bizim eve gelmen lazım.”
“yine mi başını belaya soktun?”
“bak. Bu sefer daha mühim bir konu var… Karım… O vuruldu…”
“Ne? Sen evlendin mi? Bunu ben neden bilmiyorum?”
“Yeter artık Sinan! Sululuğun ne yeri ne zamanı! Sevil vuruldu. Çok kan kaybetti. Hemen gerekli techisatı alıp bizim eve gel. Ben oraya geliyorum. Ve Sinan. Lütfen çabuk ol.”
“Pekâlâ, Ekrem, on dakikaya sizin evdeyim.”
“Acele etsen iyi olur.”
Dıt, dıt, dıt!
Ekrem telefonu cevabını beklemeden kapattı. Arkaya dönüp Sevil’i kontrol etti. Aynı bir… Ölü gibi yatıyordu. Yüzü bembeyazsı. Dudakları morarmaya başlıyordu. Kabul etmek istemese de geç kalmış olabilirdi. Sevil’i, Kara İncisi… ‘Hayır!’ dedi ve gaza bastı. Eve vardığında hemen dr. Sinan’ın yanına, bodrumdaki ameliyathaneye götürdü Sevil’i. Sinan Sevil’i ön bir kontrolden geçirdi ve utsuzca Ekrem’e döndü.
“Ekrem… Üzgünüm ama karın için çok geç olabilir. Hayatının son anlarını yaşıyor. Çok kan kaybetmiş. Bunları sana ümitlenme diye söylüyorum. Çok az bir zamanı kald…” Ekrem iki eliyle birden yakasına yapışınca sözleri yarıda kesildi.
“O zaman çeneni kapa ve Sevil’i hayata döndür doktor. Yoksa emin ol ki, bende seni yaşatmam.”
Ve O’nu itekledi. Sendeleyen Sinan kızmadı. Çünkü Ekrem’in bakışlarındaki korkuyu görmüştü. Sevgiyi yitirme korkusunu görmüştü… Dostuna acıdı. Yalnızca başını salladı ve doktorluk soğukkanlılığını kazanıp Ekrem’e döndü ve kesin bir emirle, “Çık dışarı! Ayağımın altında debelenen yaslı bir koca işime yaramaz.” Dedi. Ekrem’in çıkmaya niyeti olmadığını görünce O’nu ite kaka dışarı çıkardı. Oradaki yardımcısı Sena’yla yalnız kalınca hemen işe koyuldu. Sevil’in sırtından vurulduğunu gördü. Ama Allah’a şükür ki, mermi içeri de kalmamıştı. Yoksa işi çok daha zorlaşırdı. Üç serum kan verdi. Yarasını tamir etti. Bu sırada Sevil’in kalbi iki defa durmuş ama az bir uğraşla tekrar atmaya başlamıştı. “Güçlü bir kız… Gerçekten tuhaf ama sanki hayatta kalmak için büyük bir uğraş veriyor gibi… Ekrem gerçekten çok şanslı böyle güçlü bir karısı olduğu için.” Dedi doktor ve odadan çıkıp kapıya dayanmış olan Ekrem’e dönüp “Ekrem… Biz elimizden geleni yaptık. Gerisi Allah’a kalmış. Ama Sevil gerçekten çok güçlü, Allah’ın izniyle uyanacak. Buna inanıyorum” Ekrem içeri girmeye çalışınca O’nu omzundan tutup durdurdu. “Ve Ekrem… Sana söylemem gereken başka bir ayrıntı daha var… Biliyorsun Sevil sırtından vurulmuş… Ve bu mermi Sevil’in omuriliğini zedelemiş olabilir. Şu anda tam teşekküllü bir hastanede olmadığımız için benimki yalnızca bir tahmin ama… Sevil uyansa bile bir daha yürüyemeyebilir…”
Ekrem şok oldu bu sözler üzerine. Sevil’ini yatağa mahkûm düşünmeye bile dayanamazken O’nun yatakta acı çektiğini görmeye dayanamazdı. Yürüyememenin verdiği ezikliği yaşamasını izlemeye dayanamazdı. Omuzları çöktü. Başını sallayıp “Peki bacaklarını bir daha kullanma şansı yok mu? Yani demek istediğim tedavisi var mı?”
“Var elbet. Ama yurt dışında. Ve bu yalnızca bir tedaviyle bitmiyor. O’ndan sonra aylarca fizik tedavi görmesi gerekir.”
“Ama yürüyebilir…”
“Evet Ekrem. Yürüyebilir…”
“Sağ ol Sinan. Çok sağ ol.” Tekrar içeri girmeye çalışıyor ama yine Sinan tarafından durduruluyor.
“Yine ne var?”
“Şimdi girme. Üstün başın mikrop içinde. O’nun mikrop kapmasını istemezsin değil mi? Öleceği yoksa bile öldürürsün O’nu.”
“Pekala bayım… Zaten halletmem gereken şeyler var. Ama en kısa zamanda gireceğim. Ve ayrıca uyansa da uyanmasa da, yani iyi bir şeyde de, kötü bir şeyde de hemen haber vermeni istiyorum. Bak, benim dostumsun. Ama bu konuda affetmem bilmiş ol.”
“Pekâlâ, mesajı aldım. Şimdi git. Kaynana gibi başımda dır, dır edip durma.”

Ekrem biraz rahatlamış olarak çıktı oradan. Ama rahatlaması uzun sürmedi. Çünkü yapması gereken bir şey vardı. Ekrem Sevil’i beklerken babasından mesaj gelmişti. Mesaja göre baş olan kısa adam kaçmıştı ama Uzun olan ve O’nun yardımcısı olduğunu tahmin ettikleri adamı yakalamışlardı ve sorgu için Ekrem’i bekliyorlardı. Ekrem arabasına atlayıp babasının söylediği depoya gitti. Burası Sevil’in kapatıldığı depo kadar büyük değildi ama yine de bir ürkütücülüğü vardı. içeri girince adamın yüzünü gördü. Babası doğruyu söyleyip sorguya O’nun la başlayacak olabilirlerdi, ama dayak için beklememişlerdi anlaşılan. Çünkü Uzun adamın yüzü kandan tanınmayacak hale gelmişti. Ekrem adama yaklaştı. Biliyordu. Sevil’ine vuran adi şer***siz buydu. Yumruklarını sıktı ve beklemeden artarda vurmaya başladı. Her vuruşuyla O’na bağırıyordu. “Sen. Benim. Karıma. Nasıl. Vurursun. Seni. Adi. Herif. Seni aşağılık. Pislik. P*ç. Şer***siz. Seni öldüreceğim. O iğrenç yüzünü parçalayacağım. Benim Sevdiceğime dokunan o ellerini keseceğim. Parmaklarını tek, tek kıracağım. Dokundun mu lan? Dokundun mu beni karıma? Tecavüz ettin mi?!” O’nun konuşamamasını kabulleniş olarak algılayan Ekrem bir feryat koparıp belindeki silahı çıkardı ama vuramadan babası elinden aldı silahı. “O bizim işimize yarayacak oğlum. Eğer öldürürsen bu işin arkasında kimin olduğunu öğrenebilme şansımızı elimizden alırsın.” Dedi. Ekrem’in umurunda değildi artık hiçbir şey . Sandalyedeki adamın üzerine tükürüp geri çekildi. Arkasına bakmadan depodan çıktı. Dayanamıyordu artık. Sevil’ini görmeye ihtiyacı vardı. Eğer O’nu şu an göremezse silahla kafasına sıkacak ve bu lanet dünyadan çekilecekti. Bu dünyada kalmasının tek sebebi, dünyadaki tek tutanağı Sevil’di. Ve O’nu görmeden yapamayacaktı. Arabayı son sürat kullanıp eve vardı. Hemen bodruma inip kapıyı açtı. Ve evet, Sevil’i oradaydı. Daha uyanamamıştı belki ama hala nefes alıyor olması bile Ekrem’e yeterdi. Yanına gidecekken üstündeki kıyafetin toz, toprak ve kanla karışmış pisliğini gördü. Sinan haklıydı, böyle pis bir şekilde Sevil’i öldürebilirdi. Hemen odasına çıkıp duş aldı ve temiz kıyafet giyip aşağı indi. Sevil’in yanına gelip bir tabure çekti ve Sevilin elini tutup, nefes alışlarını dinlemeye başladı. Ne zaman uykuya daldığını hatırlamıyordu ama tüm gün o kadar olaya şahit olmuş olan yorgun bedeni ve ruhu kendini kolaylıkla uykunun kollarına bıraktı.


…SEVİL…


Ne olduğunu hatırlamıyorum. Neredeyim bilmiyorum. Kiminleyim bilmiyorum. Yorgunum… Hem de çok yorgunum… Gözlerimi açacağım ama göz kapaklarım o kadar ağır ki, kaldıramıyorum. Derin bir nefes almaya çalışıyorum ama göğsümdeki yanmayla nefesim yarıda kesiliyor. Bu acıyla biraz da olsa kendime geliyorum. Gözlerimi yavaşça açıp yalnızca göz bebeklerimle odayı tarıyorum. Başımın ucunda ‘dıt, dıt, dıt’ diye öten bir alet var. Ellerimin üzerindeki borularda beni çok kısıtlıyor. Ve sağ koluma yaslanmış bir ağırlıkla başımı o tarafa çeviriyorum ve o anda Ekrem’i görüyorum. Bir bebek kadar masum görünüyor. Gözlerinin altlarında mor, mor çizgiler var. Ben O’nu incelerken O, bir anda uyanıyor. Sıçramıyor. Yalnızca gözlerini aniden açıyor. Sanki onu izlediğimi hissetmiş gibi. Gülümsemeye çalışıyorum. Aldığım narkozdan mıdır nedendir, yüzümü tam kontrol edemiyorum. Ama benim çabamı anlayan Ekrem bana gülümsüyor. “Uyanmışsın Kara İncim. Nasılsın, kendini nasıl hissediyorsun?”
Ben her ne kadar çabalasam da konuşamıyorum. Bunu gören Ekrem bana “Pekâlâ, hanımefendi, boşuna kendinizi yormayın, biraz daha dinlenin bakalım.” Diyor ve uzanıp burnumun ucundan öpüyor beni. Ben de başımı sallayıp gözlerimi kapıyorum. Ve uyumaya başlıyorum.
Ne kadar süre uyuduğumu kestiremiyorum ama uyandığımda kendimi daha dinç ve zinde hissediyorum. Hala göğsümde ve sırtımda acı ve yanma var ama ilk günkü dayanılmaz acı kalmamış. Derin birkaç nefes alıp sağıma dönüyorum ve Ekrem’i görüyorum. Gülümsüyorum ve bu sefer başarıyorum.
“kaç saattir uyuyorum?” uzun zamandır konuşmadığımdan sesim çatallı çıkıyor.
“Üç gündür.”
Şaşırıyorum. “Bu kadar uyuyacağımı biri bana söylese herhalde ‘hadi be oradan!’ derdim.” Diyorum ve gülümsüyorum. Ekrem de gülümsüyor.
“Bana bu cevabı vermediğine sevindim.”
“Pekâlâ, o zaman senden bir şey isteyebilir miyim?”
“Tabi ki”
“beni bu kasvetli odadan çıkarır mısın? Kendimi gayet iyi hissediyorum. Eğer makbulse senin odana çıkar beni. Ne gerekiyorsa orada yapabilirler bana. Zaten ağır ve zorlu bir şeyim kalmadı.”
“Tamam, ben bir Sinan’la konuşayım, eğer bir problem oluşturmayacağını söylerse seni yukarı taşıyız.”
“Teşekkür ederim”
“Mühim değil Sevgilim. Sen iste tüm dünyayı ayaklarının altına seriyim. Sen yeter ki burada benimle kal.” Kalkıyor ve benim dudaklarıma sıcacık bir öpücük kondurup gidiyor. Bense O’nun öpücüğüyle büyülenip kalakalıyorum. Bir zaman sonra kimse gelmeyince sabırsızlanmaya başlıyorum. ‘off ya, yeter. O doktor kabul etse de, etmese de burada bir dakika daha kalırsam çıldıracağım.’ Diyorum kendi kendime ve üzerimdeki örtüyü atıp doğruluyorum. Ayaklarımı sedyeden aşağı uzatmaya çalışıyorum ama ayaklarım olduğu yerde kalıyor. Benim komutumla yerinden kımıldamayınca şaşırıyorum. Omuz silkip bir daha deniyorum. Ama bacaklarım hala sedyede serili bir şekilde bana meydan okurcasına sabit bir şekilde duruyor. Şaşkınlığım korkuma yeniliyor. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Ve anlıyorum. Ayaklarımdan felç olmuşum. Kafamı kaldırıp telaşla kapıya baktığımda beni üzüntüyle seyreden Ekrem’i görüyorum. Ve emin oluyorum. Yürüyemeyeceğim. Bundan sonra yürüyemeyeceğim…



11. BÖLÜM SONU

BOL BOL YORUM BEKLİYORUM SİZDEN. LÜTFEN YORUM YAZIN...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
buketsevil
Deneyimli
Deneyimli
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 1377
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 1392
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 25/11/10
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : 'ES' A$K 'AC'
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Sevil

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Salı Mart 26, 2013 4:42 am Paylaş

OHA! 2 bölüm birden okudum.
Süpperdi! Bayıldım! Öldüm! Bittim resmen! =D
Ah, Sevil tekrar yürüsün yaaa...
Ekrem ya sevdiceğini nasıl da kurtardı hemen. =D
Yeni bölümü büyük bir merakla bekliyorum! =D
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mavi Kelebek
Foruma Alisiyor
Foruma Alisiyor
avatar
<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 114
<b>Rep gücü</b> Rep gücü : 113
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 08/08/12
<b>Nerden</b> Nerden : Geldiğini bileceksin.
<b>Kişisel İleti</b> Kişisel İleti : Maviş <3
<b>Sevdiği Karekter</b> Sevdiği Karekter : Ekrem

MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Salı Mart 26, 2013 5:50 am Paylaş

Çok çok güzel bir bölümdü. Very Happy
Ama Sevil yürüsün ya... Sad
Çok üzüldüm. Sad
En beğendiğim replik:
“Sevil? Hayatımın baharı… Ne olur ölme… Sensiz bu hayat bana cehennem. Gözümün inci tanesi, yaşam pınarım. Ne olur beni terk etme… Ne olur…”
“Sen. Benim. Karıma. Nasıl. Vurursun. Seni. Adi. Herif. Seni aşağılık. Pislik. P*ç. Şer***siz. Seni öldüreceğim. O iğrenç yüzünü parçalayacağım. Benim Sevdiceğime dokunan o ellerini keseceğim. Parmaklarını tek, tek kıracağım. Dokundun mu lan? Dokundun mu beni karıma? Tecavüz ettin mi?!”
Çok şiddet dolu bir replikti ama yine de sevdim Very Happy
Çok heyecanlı gidiyor bölümler.
Yeni bölümü bekliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content
MesajKonu: Geri: "ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ ) Paylaş

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

"ZOR"UNLU AŞK ( ^_^ 20. BÖLÜM ^_^ )

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
2 sayfadaki 4 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Çakıl Taşları Fan Sitesi :: Çakıl Taşları Dizi :: Çakıl Taşları Dizisi Sizin Senaryonuz-